En güzel misaller Allah'ındır, Allah içindir.
Bu seri, insanın analojiyle düşünme kapasitesinin — embodied cognition'dan kalan zihinsel armağanın — sonsuza yönelik bir merdivene nasıl dönüşeceğini soruşturur.
1. Zihin Analojilerle Çalışır
İnsan zihni analojilerle çalışır. En soyut matematiksel kavramları bile, bebeklikten itibaren deneyimlediğimiz somut gerçekliklerin üzerine inşa ederiz: çokluk–azlık, büyüklük–küçüklük, önce–sonra… Zihnimizin gökdelenleri hep bu fiziksel tuğlalardan yükselir.
2. Beyindeki Harita — Embodied Cognition
Hiyerarşik bir yapıyı düşündüğünde — örneğin bir binbaşının yüzbaşıdan rütbece 'üstte' olduğunu hayal ettiğinde — beyinde ilginç bir şey olur. Aktive olan bölgeler, fiziksel dünyada yukarıdaki bir cisme bakarken çalışan bölgelerle örtüşür. Hipokampüs sosyal statüyü fiziksel 'yükseklik' algısıyla kodlar (Schubert, 2005).
Yani soyut bir kavramı (statü), somut bir algıyı (yükseklik) yeniden kullanarak anlarız. Bilişsel bilimde buna 'Embodied Cognition' (Bedenleşmiş Biliş) denir.
3. Her Yerdeki Analojiler
Bu sadece statü için değil. Dilimiz bu analojilerle dolu:
— 'Ağır' bir sorumluluk
— 'Sıcak' bir karşılama
— 'Yüksek' bir mevki
— Fikirleri 'sindirmek'
— Bir konuyu 'kavramak' (elle tutmak)
Fiziksel deneyimlerimiz, soyut dünyayı anlamamızın iskeletini oluşturur. Hatta semantik çalışmalarında — çoğunlukla — bir kelime kökünün somut kullanımı, soyut kullanımının atası kabul edilir.
4. Kaçınılmaz Tuzak — Antropomorfizm
Bu zihinsel mekanizma anlamamız gereken her şeye uygulanır. Hücre içindeki motor proteinleri 'yürüyen kurye'ye, yapay zekayı 'düşünen insan'a, evrimi 'seçim yapan güç'e benzetiriz. Buna antropomorfizm (insan biçimcilik) denir.
Araç olarak kaçınılmaz ve faydalı. Ama tehlike şu: haritayı arazi zannetmek. Analojiyi, hakikatin kendisi sanmak.
— Bir proteinin 'amacı' yoktur — biz öyle anlıyoruz.
— Evrim 'seçmez' — biz öyle kavrıyoruz.
— Yapay zekâ 'düşünmez' — biz öyle modelliyoruz.
Sorun, aracı amaç zannettiğimizde başlar.
5. Peki Ya Sonsuz? — Sonraki Adım
Somut deneyimden yola çıkarak soyutu anlıyoruz. İyi.
Ama ya anlaşılmak istenen şey sınırsızsa? Sonsuzsa?
Sınırlı bir zihin, sınırsız olanı nasıl idrak edebilir? Analojilerimiz yetersiz kaldığında ne olur?
(Bu soruyu bir sonraki yazıda — 'Sonsuz Nasıl Bilinir: Yönelimsel İdrak' — ele alacağız.)