1. Bilinebilirlik Meselesi: İki Uç da Çöker
Önceki yazıda gördük: zihin somut deneyimden yola çıkarak soyutu anlar. Ama ya anlaşılmak istenen şey sonsuzsa — nihayetsiz ve hadsizse? Sınırlı bir zihin, sınırsız olanı nasıl idrak edebilir?
Tarih bu soruya iki uçta cevaplar verdi:
İslam düşünce tarihi bu meseleyi tenzih–teşbih dengesi olarak formüle eder:
— Teşbih: Tanrı'yı anlayabilmek için bildiğimiz kavramlarla ifade etmek — er-Rahmân, er-Rahîm, es-Semî', el-Basîr.
— Tenzih: Ama bu kavramlar O'nu sınırlamaz; O'nu mahlûkata benzetmez.
فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجاً يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
Şura 42:11 — لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ — 'Hiçbir şey O'nun benzeri değildir.' Tenzih'in en saf âyeti — sıfatların ifadesini iptal etmez, sıfatların mahlûkattaki muadiliyle eşleştirilmesini iptal eder.
2. Matematik Bir Mercek — Üç Bilgi Türü
Bir değişken üzerinden düşünelim. X'i ele alın:
Üçüncü durum, farklı bir bilgi türüdür. Statik değil dinamik. Bitmiş değil açık. Sonsuz, ancak bu üçüncü kipte bilinebilir.
3. Allâhu Ekber — Dinamik İdrakin Formülü
'Allâhu Ekber' ifadesi tam olarak bu dinamik idrakin formülüdür. Ekber hem 'daha büyüktür' hem 'en büyüktür' anlamına gelir. İki boyutu vardır:
اُتْلُ مٓا اُوحِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
Ankebût 29:45 — namaz başında Allâhu Ekber — bu söz 'Allah her şeyden daha büyüktür' demektir; namaza başlarken tüm dünyevî gündemleri tek hamlede bir alt katmana iter.
وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ
İhlâs 112:4 — وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ — 'Hiçbir şey O'nun dengi değildir.' Aşkınlığın en kısa formülü.
لَا أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ، أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ — 'Sen'i (gerektiği gibi) sena etmekten acizim; Sen kendini sena ettiğin gibisin.'
4. Sınırlıdan Sınırsıza — Recursive Yolculuk
Peki bu dinamik yolculuk nasıl başlar? Kendi deneyimimizden.
Bir çocuğu düşünün. Bildiği en büyük sayı 100. 'Sonsuz' dediğinizde, onu 100'ün biraz ötesi olarak hayal eder. Bilgisi genişledikçe, 'sonsuz' algısı da genişler.
Aynısı uluhiyet idrakinde de geçerlidir. Kendi sınırlı deneyimlerimizi, sonsuza açılan pencereler olarak kullanırız:
— Bir civcive merhamet edersin. Sonra düşünürsün: 'Benim bu küçük merhametim buysa, beni Yaratan'ın merhameti ne olabilir?' Kendi merhametçiğinden, sonsuz merhamete bir yol bulursun.
— 'Ben şu evin sahibiyim' dersin. Sonra: 'Benim de bir sahibim var. Tüm kâinatın da…' Sahiplik hissinden, mutlak sahipliğe bir köprü kurarsın.
Her seferinde bir önceki algıdan daha genişine ulaşan, recursive (özyineli) düşünce. Analojik kıyas ile ilahi sonsuza yönelimsel olarak yürüme aleti.
İnsana 'Ben' dedirten bu alet aslında bir emanettir — göreceli, varsayımsal bir varlığı vardır; farz-ı muhal zemininde zihinsel ve varsayımsal, geçici bir süre kullanmak için verilmiştir. Kendi 'ben'inin gerçek olduğunu sandığın an, alet araç olmaktan çıkar amaç olur — ve recursive yolculuk durur.
5. Pratik Zikir: Elhamdülillah ↔ Subhânallah
Teşbih–tenzih dengesi günlük zikirlerde de var:
— Elhamdülillah bir teşbihtir: bir şeydeki krediyi, övgüyü, iyiliği Allah'a vermek.
— Subhânallah ise tenzihtir: kusur ve eksikleri Allah'tan uzaklaştırmak.
Gün ışığında bir cisme bakmak gibi — ışığı global olan Güneş'e, gölgeleri lokal olan cismin yapısına verirsin. (Bu konu 'Lokal-Global Perspektifler' makalesinde detaylı ele alınmıştı.)
Recursive yapı sadece Uluhiyeti anlamakta değil, hayatın kendisini anlamlandırmakta da işler. Simülasyon içinde simülasyon. Rüya içinde rüya. Instagram içinde hayat, hayat içinde hakikat… (Bunu bir sonraki yazıda — 'Inception Hayatlar' — ele alacağız.)