Kur'an iddeti üç kurû'a, geri dönüşlü talâkı ikiye — üçüncüsü artık bâin — bağlar; emzirmeyi iki yıla, mehri yarıya ölçer (2:228–229, 233, 237). Görünüşte tamamen fıkhî, tamamen dünyevî parametreler; bir hukuk fihristi.
Peki İbn Arabî gibi bir ârif, bu "aile mahkemesi" ayrıntısını neden manevî bir hazine sayar? Bir bekleme süresi ya da bir süt masrafı, ruhun Allah'a yolculuğuyla nasıl ilgili olabilir? Fıkhın en kuru sayfası, tasavvufun en yüksek haritası nasıl olur?
İ'tibâr
Muhyiddin İbn Arabî (a.k.a. eş-Şeyhü'l-Ekber) dış hukuka, yani zâhire karşı katı bir literalisttir; onu, cahillerin sandığı gibi, aşılıp geçilecek bir mecaz saymaz. Onun ilkesi i'tibâr'dır: karşıya geçiş. Şeriattaki her fiziksel yasa, aynı zamanda kozmik-manevî bir hakikatin holografik yansımasıdır. Bir evin içinde karı ile kocayı düzenleyen yasa ile Ruh ile Nefsi, ya da Akıl ile Kâinatı düzenleyen yasa, ona göre aynı yasadır. Bu yüzden talâk, iddet ve emzirmenin granül ayrıntısı, onun nazarında ruhun yolculuğu için gizli bir kılavuzdur. Hadi biraz daha detaylandıralım.
Kozmik Hologram
İbn Arabî'ye göre kâinat, Küllî Akıl (global ration/reason/connectivity, edges) aracılığıyla Küllî Nefis'te (global body, nodes) bir "manevî nikâh" ile zuhur eder: her sebep bir "baba", her zuhur mahalli/lokal bir "anne", her sonuç bir "oğul" gibidir. Yani fâil (etkin, müzekker, maskulin) ile kâbil (edilgen, müennes, feminin) ilkesi, varlığın dokuma tezgâhıdır. Bu yapı vahiyde de açıkça anılır:
وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Kozmik çift-yasasının açık ilanı — evlilik hukukunun kâinatın en temel prensibinin fraktal bir kesiti olduğunun ayet çapası.
Evlilik hukuku, işte bu kozmik çift-yasasının yeryüzündeki fraktal bir kesitidir. Yani aynı desenin en küçük ölçekte tekrarı. (Bu ekseni bir sonraki yazıda ana tez olarak açacağız.)
Talâk ve Fenâ
Zâhirde talâk, evlilik bağının hukukî kesilmesidir. Ekberî bâtında ise fenâ'dır: aklın, nefs-i emmârenin alçak arzularından; kalbin ise dünyadan "boşanması". İbn Arabî'nin okumasında üç talâk, mistiğin vahdete ulaşmak için geçmesi gereken üç kopuşa karşılık gelir: önce dünyadan, sonra âhiretin ego-centric arzusundan (yani cennet uğruna kulluktan), en sonunda mâsivâdan, yani Allah'tan gayrı her şeyden, kendi bağımsız varlık vehmi dahil. Üçüncü kopuş gerçekleştiğinde egodan ayrılık, tıpkı üçüncü talâk gibi, bâin olur: geri dönüşsüz (2:230).
فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتّٰى تَنْكِحَ زَوْجاً غَيْرَهُ فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمٓا اَنْ يَتَرَاجَعٓا اِنْ ظَـنّٓا اَنْ يُقِيمَا حُدُودَ اللّٰهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Üçüncü talâkın bâin olması — Ekberî mercekte egodan geri dönüşsüz ayrılığın hukukî çapası.
İddet ve Berzah
Zâhirde iddet, kadının yeniden evlenmeden önce üç kurû' beklemesidir. Bâtında bu bir berzah hâlidir: geçiş ve arınma. Mürid dünyevî bağlarından "boşandığı" anda İlahî huzura anında kavuşamaz; kalbin dünyanın izini tümüyle boşaltması için bir bekleme, bir riyâzet süresi gerekir. Kalp ancak dünyanın tohumundan tamamen arındığı doğrulandığında, Hakikat'le "nikâhlanacak" kadar saf sayılır. Bekleme, bir gecikme değil, bir temizlenmedir.
Ma'rifet Sütü: Radâ'
Bakara, emzirmeyi ve sütten kesmeyi (fisâl) ayrıntısıyla tarif eder (2:233). Bâtında emzirme, ma'rifetin (İlahî bilginin) aktarımıdır. Ruh yeni bir manevî hâl doğurduğunda, o hâl henüz bir bebektir; katı hakikatleri sindiremez, önce temel hikmetin sütünü emmesi gerekir. Sütten kesme de buna paraleldir: ayet sütten kesmeyi karşılıklı istişareye bağladığı gibi, sâlik de bir noktada giriş niteliğindeki manevî tecrübelerin (rüyaların, yakazaların, hislerin, vecdin) sütünden kesilir ve çıplak Hakikat'in katı gıdasını yemeye çağrılır. Büyümek, tadı bırakıp özü almaktır.
Mehir
Mehrin iadesi ya da elde tutulması, boşanmayı kimin başlattığına bağlıdır (2:237). Bâtında mehir, Allah'ın sâlike bağışladığı manevî armağanları ve makamları (keşfi, derin sezgiyi) temsil eder. Sâlik yoldan "boşanır", yüzünü çevirirse, bu armağanları elde tutamaz; çünkü Bağışlayan'dan yüz çevirip O'nun ihsanlarını mülk edinmek olmaz. Gerçek teslimiyet ise, kendi manevî kazanımların üzerinde sahip olduğunu sandığın her iddiadan vazgeçmektir.
Kur'ânî içgörü: Ekberî okumada hukukun her parametresi bir aynadır; ama aynadaki suret, dışarıdaki bir manzara değil, okuyanın kendi ruhudur.
Çıkarım
Ekberî okumaya göre Bakara 215–245'in yoğun granülerliği, gerçekliğin fraktal doğasının açılmasıdır. Bu okuma adeta şunu söyler: aklın nefisle nasıl etkileştiğini, evrenin nasıl doğduğunu, egodan kopuşun nasıl işlediğini ve kalbin nasıl arındığını anlamak istiyorsan, soyut felsefeye değil, bir insanın boşanmasının çamuruna ve tozuna bak; çünkü makrokozmos ile mikrokozmos aynı yasayla işler.
Bir hane hukukunun parametrelerini ayrıntılandıran metin, aynı kalemle insan ruhunun mimarî planını da çiziyordur. Bu içgörünün Kur'an'ın kendi ayetlerinde nasıl açıkça doğrulandığını bir sonraki yazı gösterecek; serinin omurga tezi orada tam olarak yerine oturacak.
Allah en doğrusunu bilir.