*(Önceki yazı için: 'Kur'an Okuma Prensiplerimiz-1: Epistemik Prensipler'.)
Bir önceki yazıda Kur'an okurken geniş çapta bir istifade ve Kur'an'ın eşyâ ve hâdiseleri okuyuşunu duyabilmek için gerekli gördüğümüz 5 epistemik prensipten bahsetmiştik. Bu yazıda da Kur'an metninin analizini yaparken murâd-ı subhânîye ilettiğini umduğumuz 4 hermenötik prensipten bahsedeceğiz.
Prensiplere geçmeden önce birkaç kavramı tanımlamakta fayda var. Yazıda yer yer 'metin (text)' kelimesini kullanacağız — bununla tek bir harften tutun, kelime, kelime tamlaması, âyet, âyet öbeği, sûre ve Kur'an'ın tamamını kapsayan her ölçekteki yazıları kastediyoruz.
Bağlam (context) derken ise metnin anlamını oluşturan — hatta baştan sona değiştirebilecek kadar güçlü ve önemli — arka plan bilgisini kastediyoruz. Bu yazının ana konusu işte bu bağlamları tespit etme prensipleridir.
Anlam ve onu temsil eden form dualitesi yaratılışta ve varoluştaki en temel dualitelerden biridir. Semantik (anlam) — sentaks (yapı), maneviyat — maddiyat, melekût — mülk, ruh — ceset ve hatta Kur'an — Kâinat gibi nice dual kavramlar aslında aynı ontik kökten gelirler.
Metnin Yapısı (Syntax), Bağlamı (Context), ve Anlamı (Semantics)
Bir gözlemi (sentaks) anlama (semantik) dönüştüren şey bağlamdır (context). İnsanın davranışını okurken de böyledir, tabiatın hâdiselerini okurken de bu böyledir, Kur'an'ın âyetlerini okurken de bu böyledir. Ama kontekst bazen gizli (implicit) bazen de açık (explicit) olur.
Mesela bir insanın iki elini beline bağladığı hâli gözlemlediğimizde, bunun anlamlandırılması kontekste bağlıdır. Bir mescidde bunu yapıyorsa namaz kılıyordur, bir devlet makamında bunu yapıyorsa devlet büyüğüne saygı işaretidir, ağaçlar arasında yürürken yapıyorsa farklı bir hâldir, vs.
Başka bir misal — bahçemize geçen sene diktiğimiz bir ağaçtan çok lezzetli elmalar çıktığını gördük diyelim. Rahmân ve Rahîm olan Allah'ı kontekste aldığımızda, bir takım şekiller ve gözlemlerden oluşan bu hâdise bize minnet duygusu ve anlamı kazandırır — insanın esasta bir hiç olduğu hâlde ona değer veren bir Zât'a yaklaşma ve O'nun murâdının mürîdi olma arzusu oluşturur.
(Bismi'llâhi'r-Rahmâni'r-Rahîm böyle bir konteksttir, bismi rabbike'l-lezî halak da ayrı bir konteksttir.)
Kur'an âyetlerini okurken de murâd-ı ilâhî olan anlamlara ulaşmak için bağlamı doğru tespit etmek gerekir. Bu hususta belirlediğimiz ve genelleştirdiğimiz 4 bağlam çeşidi şunlardır:
1. Metnin lokasyonu (mevkii): öncesi, sonrası, parçası, bütünü. Sibâk-siyâkın üzerine parça-bütün ilişkisini ele alarak genelleştirir.
2. Mesajın vektörelliği: mesaj kişiyi ve toplumu nereden alıp nereye dönüştürmüş. Esbâb-ı nüzûlün üzerine âyetlerin transformatif fonksiyonlarını göz önünde bulundurarak genelleştirir.
3. Anlamsal ve yapısal ilişki ağı: benzer anlamdaki âyetler ve aynı kökten gelen kelimeleri kullanan diğer âyetler. Anlamsal benzerliklerin üzerine yapısal benzerlikleri de içererek genelleştirir.
4. Murakabe-muhâsebe ile gelen ihtiyaç: kişinin iç hâlinin gözlem ve değerlendirmesi neticesinde kalbinde oluşan ihtiyaç tezkeresi. Kalbin zümrüt tepelerinin haritasını ele alarak yeni bir bağlam kategorisi ortaya koyar.
1. Metnin Lokasyonu
En yaygın bilinen ve anlama en güçlü katkıyı yapan bağlam tipi, bir metnin öncesi ve sonrasında gelen diğer metinlerdir — buna sibâk ve siyâk da denir. Ancak, Kur'an için epistemik prensipler arasında saydığımız precision (netlik) prensibini kabul ettiğimiz için, bunu bir adım daha öteye taşıyıp metnin parçaları olan küçük metinlerin anlamı ve metnin içinde bulunduğu daha büyük metnin anlamı olarak iki boyut daha ekliyoruz.
Bunlara da parça-bütün bağlamı diyor, sibâk-siyâk ile beraber zikrederken de metnin çevresi diyoruz.
Parça-bütün bağlamı çok ölçekli (multi-scale) bir ilişki ile ortaya çıkar. Parçalar bir araya geldiğinde bütüne anlamını verirken, bütün de parçalarının anlamlarını tadil eder (adjust), ince ayar (fine-tune) verir.
Yazılı dilin atomları — en küçük bölünmez temel parçacıkları (elementary particles) — Türkçe'de harf dediğimiz sembollerdir. Her ne kadar harf nahivde (Arapça gramerinde) 'kendi başına anlamı olmayan ve anlam için başka harflere ihtiyaç duyan' diye tanımlansa da, her harf anlam haritasında genişçe bir bölgeye işaret eder. Anlam dünyasının bir haritası varsa, her harfin bir ülkeye işaret ettiğini düşünebiliriz.
Ek bilgi: ChatGPT'nin temelindeki yapay zeka modeli bütün metinleri — harf, kelime, cümle vs. — 1536 boyutlu bir anlam uzayında (semantic vector space) birer noktaya denk gelecek ayrı ayrı vektörler olarak ele alıyor. Üretken (generative) bir model olduğu için bu vektörleri kontekste göre çalışma esnasında üretiyor.
Alfabenin tarih içindeki evrimine baktığımızda — kökeninin Fenike alfabesi olduğunu ve onun da dış dünyadaki objeleri temsil eden hiyeroglif sembollerinden dönüştüğünü, her sembolün kendine ait bir ismi ve anlamı olduğunu görürüz.
Mesela Arapça'daki ع harfinin orijini göz hiyeroglifinin Fenike alfabesindeki ʿayin sembolüdür. Latin alfabesinde O harfi, Yunanca'da Omikron'dur. Hâlâ modern Arapça'da bu harf عين (ʿayn) şeklinde okunur ve anlamı göz'dür. Yunanca'da ophthalmos da ὄψ (ops — göz) + θάλαμος (thalamos — odacık) yine omikron ile yazılır.
Başka bir örnek ف (fe) harfidir. Kökeni hiyeroglifte ağız sembolüdür, Latin alfabesindeki p ile akrabadır. Arapça'da ağız فم 'fem' kelimesidir. Fe harfi ile başlayan kelimelerin çok büyük bir oranı açmak, açılmak, dışarı çıkmak (expansion) gibi anlamlara komşudur: fetih (açmak), fecr (güneşin çıkması), fatara (yarıp çıkarmak), fısk (farenin kafasını delikten çıkarması) vs.
Zaten و bağlacı iki ifadeyi yan yana koyarken, ف bağlacı ile sonraki gelen ifade öncekinin içinden çıkar, yeni anlamı önceki ifadenin anlamı üzerine bina eder.
Bu semboller (harfler) başka sembollerle birleşince anlam haritasında biraz daha dar — fakat gündelik hayattaki kullanıma göre hâlâ çok geniş — bir bölgeye işaret eder. Bu paketlere Türkçe'de kelime diyoruz.
Kelimeler de başka kelimelerle birleşip kelime öbeği / tamlama (phrase) oluşturunca semantik daralma olur, anlam biraz daha netleşir (şehir). Phrase'ler de başka parçalarla birleşip cümle oluşturunca semantik daralma olur (mahalle). Cümleler de başka cümlelerle birleşip paragraf oluşturunca (site), paragraflar bölüm / chapter (apartman), bölümler kitap oluşturunca anlamları daha da netleşir.
فَلٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِـعِ النُّجُومِ…ve devamı
'Nücûmun mevkilerine (lokasyonlarına) kasem olsun! Bilseydiniz ki bu çok azîm bir kasemdir. Muhakkak o Kur'an-ı Kerîmdir. Korunaklı/saklı bir kitabın içindedir. Arınanlar hariç ona ve anlamına temas edemez, erişemezler.'
Bu yüzden bir âyet incelenirken — âyeti oluşturan kelimelerin etimolojik ve semantik anlamları, bu kelimelerin yapısal dizilim tercihi (örn. isim-fiil cümlesi), âyetin öncesindeki konu, sonrasında anlatılacak konu, içinde bulunduğu sûrenin genel rengi ve mesajı, ve hatta bazen önceki ve sonraki sûrelerin mesajı göz önünde bulundurulursa — 'metnin çevresi' bağlamı tespit edilmiş olur.
2. Mesajın Vektörelliği
Bağlam kategorilerinden biri de Kur'an'ın vektörel okunmasıdır. Bu garip tabiri önce yüzeysel, sonra da biraz daha temelden izah edelim.
Kur'an-ı Hakîm âyetleri bütüncül bir kitaptır ve âyetler Kur'an içinde bulundukları lokasyona (mevâkīʿ-i nücûm) mükemmel bir uyum sağlarlar. Fâtiha'da ihdina'ṣ-ṣirâṭa'l-mustaqîm der hidayet isteriz; hemen ardında Bakara'nın başında hüden li'l-müttakîn (takvâlı olanlara hidâyettir) cevabını alırız.
Hâl böyle olsa da, âyet-i kerîmeler Resûl-i Ekrem'in ve ashâb-ı kirâmın içinde bulunduğu hâle, davranışlara ve o günkü sosyal hâdiselere uygun bir şekilde parça parça 23 senede nüzûl etmiş, inmiştir. Bu sayede Cenâb-ı Hakîm âyetlerin indiği zamandaki şartları bağlam yaparak, önce Nebî-i Zîşân'ına, sonra sahâbelere, hadisler yolu ile de bizlere âyetlerini tafsîl etmiştir. Literatürde âyetlerin indiği şartlara esbâb-ı nüzûl denir.
Esbâb-ı Nüzûl metodu yanlış anlaşıldığında, Kur'an'ı tarihselci bakışa hapsedip tarihî bir belge seviyesine indirmek ve günümüzdeki kişilere ve toplumlara alâkasız görmek mümkün. Öte yandan, esbâb-ı nüzûlü bütün bütün reddedip, murâd-ı subhânîyi ıskalamak da mümkün.
Burada en tutarlı ve müstakîm gördüğümüz yaklaşım, bizim 'vektörel okuma' dediğimiz yöntemdir.
Vektör, iki nokta arasında yönü ve büyüklüğü olan matematiksel soyut bir objedir. Taşıyıcılık anlamı da vardır. Biz de esbâb-ı nüzûlü okurken tek bir nokta değil de, mesajın hemen öncesindeki şartları başlangıç noktası, mesajın sonrasında değişen şartları da vektörün ucu olarak ele alıp, mesajın kişi ve toplumu hangi yöne değiştirdiği, evirdiği çıkarımını yaparız.
Bu çıkarımı göz önünde bulundurarak âyetleri günümüzdeki içinde bulunduğumuz kişisel veya toplumsal şartlara uygulamayı hedefleriz.
İnsanın biyolojik evrimi, yıldızların evrimi, kâinâtın sürekli genişlemesi, entropinin yani bilginin sürekli artması, kâinâtta durağanlık olmaması — Kâinât kitabının âyetlerinin dinamizmini anlattığı gibi, onun dualı olan Kur'an kitabının da dinamizmi aynı sırda saklıdır.
Kur'an'ın dinamizminin esası olan fi sebîlillâh ve sırât-ı müstakîm, terakkî ve tekâmül, tevbe, evbe ve inâbe gibi konseptler — insanın ve toplumun irâde ve ilim vasıtalarıyla evrimini öne çıkaran levhalardır.
Hatta Kur'an'da ve genel olarak İslâm'da en çok vurgulanan namaz ibadetinin kendisi de — hem anlamsal (Kıyâmet Sûresi 75:31-32) hem de fiziksel olarak — bir yönelimdir, bir mîrâçtır, yolculuktur.
Bu gözlemler bize varlığı ve daha genelde realiteyi objeler esaslı değil, prosesler esaslı — özellikle üretken, sâlih / generative process'i temel alarak — okuma prensibi kazandırır.
Bunun bir ayağı da, Kur'an-ı Muʿcizu'l-Beyân'ı 14 yy önce gelmiş statik bir bildirge değil, kişiyi ve toplumu onlar için çizilmiş bir hâle doğru değiştirmeyi hedefleyen transformatif bir fonksiyon olduğunu kabul etmektir.
Esbâb-ı nüzûlün — yani âyetlerin inmesine sebep görünen hâdiselerin — âyetleri tevil ve tefsir ederken göz önünde bulundurulması da bu genel prensibin sadece küçük bir ayağıdır ve sahâbeden günümüze kadar yer yer kullanılmıştır.
Ancak bu yaklaşımı sistematik bir şekilde genelleştirmek, esbâb-ı nüzûl konseptini psikolojik ve sosyolojik genel durum ve çerçeve olarak okumak, o dönemdeki şahıs ve olayların temsil ettikleri anlam ve durumları esas almak gerekir. Çünkü nasıl ki Mûsâ (a.s.) karşısındaki firavun aslında hak mesajı karşısındaki firavunluğu, Âdem (a.s.) karşısındaki şeytan insanlığın karşısındaki şeytanlığı anlatır — onun gibi Ebû Cehil'in bir sözü üzerine inen âyet de tarih boyunca tekrar eden, hatta belki her insanın nefsinde bulunan Ebû Cehillik hâline karşı transformatif bir mesaja sahiptir.
Bu okuma bize gerçekte mensûh bir âyet olmadığını, yani hükmü kalkan bir âyet olmadığını söyler. Çünkü âyetler kişiyi ve toplumu bir yerden bir yere taşımıştır — o taşıma işlemine kişi her makamda, toplum da her asırda ihtiyaç duyar.
Mesajın vektörelliği prensibini kabul ederek, hem nesh olduğu söylenen âyetlerin işâri mesajlarının devam ettiğini, hem de değişen ve özelleşen şartlar ile o âyetlerin sarîh hükümlerinin de uygulanabileceği çıkarımını yapabiliriz.
3. Anlamsal ve Yapısal İlişki Ağı
Kur'an'da âyet öbekleri belli konuları ele alırlar. Bu öbekler farklı farklı yerlerde olsa da birbirleriyle irtibatlıdır. Öyle ki irtibatlı öbekler arasında çizgiler çekilse bir network (ağ) oluşur. Bu network'ün her bir node'u (düğümü) ayet öbeği (cluster) ile temsil edilen bir anlama karşılık gelir.
Âyetler birbirleriyle irtibatlı olduğu için, bir mevzûnun izahı bazen farklı yerlerdeki âyetler zinciri ile cevaplanabilir. Bazen bir yerde kısaca özetlenen bir hâdise, başka bir yerde detaylı izah edilir (tasrîf). Bazen de kalıp yapılar başka yerlerdeki bağlamından kazandıkları anlam ile okuduğumuz yeri tafsîl ederler.
Kur'an'a soracağımız soruya göre, içinde bulunduğumuz müşkilesine göre, ilişkili âyet öbeklerinden hangilerinin bağlamda öncelik kazanacağı belirlenir. Bediüzzaman bu bağlamı şöyle anlatır:
Âyetlerinin her bir necmi, vezin kaydı altına girmeyip tâ ekser âyetlere bir nevi merkez olsun ve kardeşi olsun ve mâbeynlerinde mevcut münâsebet-i mâneviyeye râbıta olmak için, o dâire-i muhîta içindeki âyetlere birer hatt-ı münâsebet teşkîl etmesidir.
Gûyâ, serbest her bir âyetin ekser âyetlere bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü var. Kur'ân içinde binler Kur'ân bulunur ki her bir meşrep sahibine birisini verir.
Nasıl ki, semâda olan intizamsız yıldızların sûreten adem-i intizâmı cihetiyle her bir yıldız, kayıt altına girmeyip her birisi ekser yıldızlara bir nevi merkez olarak dâire-i muhîtasındaki birer birer her bir yıldıza, mevcûdât beynindeki nisbet-i hafiyeye işâret olarak, birer hatt-ı münâsebet uzatıyor.
Burada anlamsal ilişki çok daha fazla kullanılır — ama yapısal ilişki, yani aynı kelime köklerinin, phrase'lerin ve anlatım yapısının kullanıldığı diğer âyetleri de bağlama almak çoğu kez gözden kaçar. Bir örnek verelim:
رَغَدًا kelimesi — kökünden türemiş diğer kelimeler de dâhil olmak üzere — Kur'an'da sadece 3 âyette geçer. Bu 3 âyet bambaşka sahneleri anlatırlar. Fakat yapısal olarak çok benzerler.
وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً قَرْيَةً كَانَتْ اٰمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَداً مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِاَنْعُمِ اللّٰهِ فَاَذَاقَهَا اللّٰهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
'(Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı her yerden bol bol (raghaden) gelmekteydi; FAKAT Allah'ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini tattırdı.'
وَقُلْنَا يٓا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ
'Ey Âdem! Sen ve eşin bahçeye [cennet] yerleşin, orada dilediğiniz her şeyden bol bol (raghaden) yiyin; FAKAT şu ağaca yaklaşmayın yoksa zâlimlerden olursunuz.'
وَاِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هٰذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَداً وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّداً وَقُولُوا حِطَّةٌ نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ
'Girin şu şehre, istediklerinizden bol bol (raghaden) yiyin! FAKAT kapıdan tevâzu içerisinde iki büklüm girin ve hıttah — Bizi affet! — deyin…'
Bu 3 âyette de bir yer (karye, cennet/bahçe, karye) ve rızık etrafında kullanılmış. Bu 3 yerde de mesele aynıdır: sınırsız rızkın geleceği bir yerde yaptıklarından ötürü nankörlüğe düşüp, sonra başlarına sıkıntı ve dert açmaları konusu.
Bu âyetlerden herhangi birini merkeze aldığımızda, diğer âyetler merkeze aldığımız âyetin anlam uzayındaki konumunu netleştirir.
4. Murakabe ve Muhasebe ile Farkedilen İhtiyaç
Kur'an âyetlerinin anlamının insanın zihnine açılmasında âyetin konumu, vektörelliği, diğer âyetlerle ilişkileri bağlamı önemli olduğu gibi — âyetin transformatif nurunun kalbe işlemesinde ise kişinin hâl konteksti de etkilidir.
Bir âyet kişiye belli bir hâlde bir mesaj verirken, başka bir hâlde aynı âyet başka bir mesaj verebilir. Bu, Allah'ın âyetlerinin manevî hazinelerin anahtarı olmasına ve ehadî tecellîsine dayanır.
Mesela üzerinize ağır bir sorumluluk yüklenmiştir. O sırada Müzzemmil Sûresi'ni okuduğunuzda bize gece ibâdetini reçete olarak sunduğunu görürüz:
يٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ…ve devamı
'1. Ey örtünüp bürünen! 2-4. Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt — ve Kur'an'ı tâne tâne oku. 5. Doğrusu Biz sana (taşıması) ağır bir söz ilkâ edeceğiz.'
Bunun gibi nice örnekler vardır. Bu mesele kişinin iç hâlleriyle alâkalı olduğundan ve iç hâlleri herkes tarafından net bir şekilde karakterize edilip anlaşılmadığından, bu konuda yazılan eserler de insanlar nazarında biraz geri planda kaldığını düşünüyoruz.
Bu yüzden Kur'an okurken mutlaka ve mutlaka iç hâlimizi gözden geçirmemiz, onu monitor etmemiz ve ilerlediği veya gerilediğine dair sürekli bir muhasebede bulunmamız gerekir.
وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُوداً اِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمٓاءِ وَلٓا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلٓا اَكْبَرَ اِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ
'Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kur'an'dan bir şey okusan, ne zaman bir iş yaparsanız — o işe daldığınız zaman Biz mutlaka üstünüzde şâhidiziz…'
Tabii iç hâllerimize bakarken 'iyi hâl — kötü hâl' gibi çok basit bir murakabe ve muhasebe değil — kalbin zümrüt tepelerinin haritasını ele alıp, yüksek çözünürlüklü bir murakabe ve muhasebe ile âyetlerin hayatımıza hayat olmasını Allah'tan dilemek lazım.
Sonuç
Kur'an'ın hiçbir harfi, kelimesi, âyeti, aşrı, sûresi — ve hattâ Kur'an'ın kendisi tek başına tüm anlamı temsil etmez.
Âyetlerin öncesi-sonrası-parçası-bütünü, ashâbı hangi hâlden alıp hangi hâle getirdiği, başka hangi âyetlerle irtibatlı olduğu ve bizim neye muhtaç olduğumuz farkındalığını göz önüne almamız lazım.
Naive yaklaşımla birçok bağlam adayı oluşur. Bunlar arasında sistematik ağırlıklandırma yapmak ve önem sırası kurmak mümkündür. Teknoloji kullanarak bunun algoritmik yapılması — ad hoc kişisel kararlar vermek yerine, objektif algoritmik bağlam analizi yapmak — tercihimizdir.
Çok az sayıda kullanılan, bazen tek bir yerde kullanılan kelime ve kavramlar — normalde düşük ağırlığa sahip olan kelimenin Kur'an dışı ve gelenekteki kullanımlarına da bakmayı gerektirecektir.
Epistemik ve hermenötik prensipler belirleyerek arkadaşlarımızla yaptığımız küçük çaptaki bu Kur'an okumalarının iç dünyamıza, sosyal ilişkilerimize ve bilimsel konulara bakışımızı netleştirdiğini bizatihi görüyor — ve herkesin yeniden Kur'an'ın altın iklimine girmesini daha içten arzu ediyoruz.
Bu yazı ve Allah'ın izniyle yavaş yavaş gelecek olan Kur'an okuma notlarımızı paylaşmanın gayesi: başka yerlerde de Kur'an'ı anlama ve hayata hayat kılma heyecanını ufak da olsa tetikleyebilmek. Tevfîk Allah'tan.