Kısa bir süre önce arkadaşlarla yeniden Kur'an okumaya başladık. Niyetimiz bu ilahi mesajın esaslarını anlamak, özümsemek; ümidimiz ve dileğimiz ise hayatımıza hayat yapabilmekti. Biz şu ana kadar çok istifade ettiğimizi, hayatımızda gerçekten bazı şeylerin olumlu anlamda değiştiğini görüyoruz ve bu tecrübeyi başkalarıyla da paylaşmak istiyoruz.
Maksadımız her yerde Kur'an'a karşı yeniden bir alaka oluşsun, yaralarımıza şifa olsun, şahsi ve sosyal hayatımıza rehber olsun — nihayette Kur'an ile aynı vadide buluşalım.
Farklı tahsil ve tecrübelere sahip arkadaşlarımızla her hafta bir veya iki âyet üzerine çalışmalar yapıyoruz. Tabii bu işin sağlıklı olması için en önce epistemik ve hermenötik prensipleri tespit edip, âyetlere yaklaşımda onların ölçülerini göz önünde bulunduruyoruz.
Bu prensiplerin çoğunu gelenek makbul sayar. Belki ancak birkaçı tefsir geleneğinin üzerine soru işareti koyacağı kabullerdir. Şahsî kanaatimiz, tabiat / toplum / birey (kâinat) bilgisi ile Kur'an'ı anlama, Kur'an irfanı ile de kâinatı anlamlandırma adına tüm bu prensiplerin kritik olduğudur.
Şimdi bu iki kategorideki — 5'i epistemik, 4'ü hermenötik — 9 prensibi çok kısa bir şekilde izah edelim.
Epistemik Prensipler
1. Kapsayıcılık Prensibi
Kur'an konusu itibariyle yaratılan her şeyi kapsayıcıdır. Kur'an el-Kitap'ın bir projeksiyonudur — ve yaş ve kuru her şey bu Kitâb-ı Mübîn'de yazılı olduğu için, Kur'an'ın da kapsama alanına girer.
وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُوداً اِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمٓاءِ وَلٓا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلٓا اَكْبَرَ اِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ
'…Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.'
2. Genelleme Prensibi
Kur'an hüküm, kanun ve emir içeren bir kavramı genel bırakıyorsa kapsayıcı olmasını dilediği içindir. Hükmü, kanunu ve emrin kapsamını, kavramın anlamını prensiplere dayandırmadan ad hoc bir şekilde özelleştirerek anlamı daraltmak yanlıştır.
Bu hususta Bediüzzaman şöyle buyurur:
Kur'ân-ı Hakîm'de çok hâdisat-ı cüz'iye vardır ki her birisinin arkasında bir düstûr-u küllî saklanmış ve bir kânûn-u umûmînin ucu olarak gösteriliyor.
— 20. Söz
Sözü az söyler, tâ uzun olsun… Kur'an, sözü mutlak bırakır, tâ âmm olsun. Hazfeder, tâ çok mânâları ifade etsin. Kısa keser, tâ herkesin hissesi bulunsun.
— 25. Söz
3. Tutarlılık Prensibi
Kur'an'ın kendini tefsir edebilmesi için, konuların farklı yerlerde tutarlı bir ortak anlam etrafında ele alındığını varsaymak gerekir. Mesela insanın bir yerde sudan, başka bir yerde topraktan, başka bir yerde de çamurdan yaratıldığını ifade ediyorsa — tutarlılık prensibi ile bunların aynı proses içinde farklı evreler / fazlar olduğu çıkarımı yapılabilir.
Aksi takdirde, görüntünün arkasını düşünmeyen, tedebbür etmeyen sathî bir nazar ile 'çelişki' deyip bıraktığımızda hiçbir istifade ve hidayet bulamayız.
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
'O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Gerçekten Biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık.'
وَهُوَ الَّـذِٓي اَنْشَاَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَـهُونَ
'…(Sizin için) bir kalma yeri, bir de emanet olarak konulacağınız yer vardır. Anlayan bir toplum için âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık.'
وَهٰذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيماً قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ
'Bu (din), Rabbinin dosdoğru yoludur. Öğüt alacak bir kavim için âyetleri ayrıntılı olarak açıkladık.'
اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافاً كَثِيراً
'Onlar hâlâ Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı (tedebbür)? Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok tutarsızlıklar bulacaklardı.'
4. Keskin Net Anlam (Precision) Prensibi
Kur'an'da tam anlamıyla eş anlamlı kelime yoktur. Yakın anlamlı kelimeler bulunsa bile, Allah bir kelimeyi diğerine tercih etmesinde mutlaka bir hikmet vardır. Eş anlamlı zannedilen kelimeler kökleri, türevleri ve idiomatik kullanımları itibariyle farklılaşırlar. Genelleme Prensibi'ne göre bu farklılaşmalar da nihayetinde yeni çıkarımlara yol açar.
Kur'ân-ı Kerîm bu şartları, bu nükteleri insanlara sadaka olarak ihsan ve ihsâs etmek için يُزَكُّونَ veya يَتَصَدَّقُونَ veyâhut يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ gibi îcâzlı bir ifadeyi terk edip, وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ gibi itnâblı bir cümleyi ihtiyar etmiştir.
Bu konuda verebileceğimiz sayısız örnek var. Her birisi ayrı bir yazı konusu olabilir. Hikmetlerine başka yazılarda girmek üzere burada çok kısa birkaçına değinelim:
— Firavun ve Melik farkı: Mısır kralı Kur'an'da Hz. Yûsuf âyetlerinde Melik olarak geçerken, Hz. Mûsâ âyetlerinde Firavun olarak geçer.
— İblis ve Şeytan kullanımları: Allah ile muhatap olduğu yerlerde İblis, Âdem ile muhatap olduğu yerlerde Şeytan kullanılır.
— Medine ve Yesrib ayrımı: Münâfıkların ifadeleri arasında İslâm öncesi otoritelerini arzu ettikleri için Yesrib, diğer her yerde Medine (Medînetü'n-Nebî'ye işâreten) kullanılır.
— Kavl ve Kelâm farkı: Allah'ın söylediğini ifade ederken kelâm, Hz. Cebrâîl'in ya da Efendimiz'in (ʿaleyhi's-salâtü ve's-selâm) söyledikleri için kavl kullanılır.
— Mûsâ ve Îsâ'nın İsrailoğullarına seslenişleri: Mûsâ (a.s.) 'ey kavmim' derken, Îsâ (a.s.) 'ey İsrailoğulları' diye hitap eder.
— Yağmur ama hangi yağmur: Kur'an'da matar, vâbil, mâʾü's-semâ, vedka, gays, midrâr kelimeleriyle ifade edilen yağmur, her yerde tutarlı precise / keskin bir kullanım içinde takdim edilir. Matar geçen her yerde negatif konotasyonla ve zarar veren bir yağmuru anlatmak üzere geçer (hadislerde böyle bir ayrım yok).
5. Modelleme Prensibi
Model: a system or thing used as an example to follow or imitate. — Takip ve taklid edebilmek için kullanılan şey veya sistem.
Kur'an bize iç ve dış dünya (enfüs ve âfâk) gözlemlerini ve çıkarımını yorumlama, anlamlandırma ve Allah ile irtibatlandırma modeli verir. İnsan gözlem vasıtasıyla bilgiyi enfüsten ve âfâktan çıkarır — ama oturması gereken rayına Kur'an vasıtasıyla oturtur.
Kur'an'ın ilk inen âyetinden de bu mesajı alıyoruz. (Felsufi'nin önceki yazısı 'Alak Sûresi 1: İlk Besmele, Büyük Resim, ve Metafizik Paradigma' bu konuyu açar.)
اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
'Oku Yaratan Rabbinin ismiyle (iqraʾ bismi rabbike'l-lezî halak).'
Bir anlamda modelleme prensibi, Kur'an'ın kâinâtı okuduğunu kabul etmektir. Bediüzzaman hazretlerinin veciz ifadeleri ile:
Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur'ân, kâinâtı okuyor. Onu dinleyelim. O nûr ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler — Hak olup, Hak'tan gelip, Hak diyen ve hakîkati gösteren ve nûrânî hikmeti neşreden odur.
— Yedinci Söz
Kur'ân-ı Hakîm, şu Kur'ân-ı Azîm-i Kâinât'ın en âlî bir müfessiridir ve en belîğ bir tercümanıdır. Evet, o Furkândır ki, şu kâinâtın sahifelerinde ve zamanların yapraklarında kalem-i kudretle yazılan âyât-ı tekvîniyeyi cin ve inse ders verir.
— On İkinci Söz
Modelleme prensibine — yani Kur'an'ın kâinâtı okumasına — bir örnek de yine Bediüzzaman'ın Haşir Risâlesi'ne serlevha ettiği Rûm Sûresi'nin 50. âyetidir:
فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْـيِ الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
'Bak Allah'ın rahmetinin eserlerine; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir? Şüphesiz O, ölüleri de böyle diriltecektir. O, her şeye kâdirdir.'
Dikkat edilirse burada dış dünyada yaptığımız bir gözlemi — yani sonbaharda çiçeklerin ölmesi ve yaprakların dökülmesi, ilkbaharda yeniden çiçeklerin açması ve ağaçların yemyeşil yapraklarla dolması gözlemini — insanların da ölüp sonra dirilmesine örnek veriyor, imâte (ölmek) ve ihyâ (diriltmek) kanunlarına bir model çıkarıyor.
Bu model ile başka başka birçok konuda çıkarım yapabilmemiz için elimize bir 'asâ-yı Mûsâ' veriyor — ki vurduğumuz yerden marifet suyu çıkarıyor.
Bu modelleme prensibi, el-Kitâb'ın kâinât projeksiyonunu, Kur'an projeksiyonu ile okuma konusunda besmele gibi bir anahtardır.
Kur'an'ın tevhîd merkezli bütüncül mesajı olmazsa ne fizik, ne biyoloji, ne sosyoloji, ne tıp, ne de psikoloji insana marifet sunabilir ve insanı mîrâca yönlendirecek bir basamak olur.
Kur'an besmelesi üzerinde yapılacak kâinât gözlemi — fizik, biyoloji ve sosyolojinin bulgu ve çıkarımları, tabiatı itibariyle eksik hatta bazen yanlış olsa bile — yine Allah'ın esmâ ve sıfâtlarını bize okutan ve her dâim O'na yaklaştıran güçlü birer vâsıta olurlar.
Şimdilik kabul ettiğimiz bu 5 epistemik prensibin yanında bir sonraki yazıda 4 hermenötik prensip zikredeceğiz: (Felsufi'nin devam yazısı — 'Kur'an Okuma Prensiplerimiz-2: Hermenötik Prensipler'.)