Her akşam, borsa kapandıktan sonra televizyonda birileri hisselerin neden öyle hareket ettiğini tam bir güvenle açıklar. Açıklama akıcıdır, makuldür, çoğu zaman doğrudur bile. Yine de aynı kişinin eline yarının manşetleri önceden verilse, doğru dürüst bir alım satım yapamaz. Bu başarısızlık yorumculuğun bir kazası değildir; kendini kandırma da işin ancak bir kısmını açıklar. Geri kalanı doğrudan nedenselliğe dair bir olgudur ve hepimizin taşıdığı tanımda değil, o tanımı kullanma biçimimizde saklıdır.
Bu tanımı dikkatle söküp bakmak istiyorum, çünkü çatlak göründüğünden derine iniyor.
Tanım ve Sessiz Varsayımı
Nedenselliğin yaygın tanımı iki önermeyi birleştirir: X olursa Y olur ve X olmasaydı Y olmazdı. Ekmeğini asıl kazanan ikinci şart, yani karşı-olgusaldır. O olmasaydı, düzenli olarak birlikte görünen her iki olayı birbirine bağlamak zorunda kalırdık. Güneş doğar ve yeryüzünün bir yerinde yağmur yağar. İkisi de kayıtlı tarih boyunca her gün gerçekleşmiştir; korelasyon olarak kusursuzdur. Ama iki olay yan yana çıktıkları için akraba olmaz. Güneşin doğuşuna yağmurun sebebi diyebilmek için karşı-olgusal da gerekir: güneş doğmasaydı, yeryüzünün hiçbir yerinde yağmur yağmazdı. Ve hiçbir gözlem bu önermeyi doğrulayamaz: kimse bir gün doğumunu iptal etme deneyini yapmadı. Karşı-olgusallar, güvendiğimiz bir modele karşı sınanır — yani bilime. Modellerimiz gün doğumundan yağmura doğrudan bir nedensel yol bulmadığı için, kusursuz korelasyon reddedilir. (Yeterince uzun bir ufuktan sorarsanız hüküm tersine döner: güneş ısısı bütün su döngüsünü çevirir. Gün doğumunun yağmura sebep olup olmadığı, hangi zaman ölçeğinde sorduğunuza bağlıdır — şimdilik küçük bir tuhaflık, ilerleyen yazılarda yük taşıyan bir mesele.) Tanım işini görür.
Ama altta sessiz bir varsayım yatar ve bu varsayım tanımın kendisinde değil, tanımı kullanma biçimimizdedir. İki şarta yeniden bakın. X olursa Y olur, X'in Y'yi meydana getirmeye yetip yetmediğini ölçer. X olmasaydı Y olmazdı ise, gerçekleşmiş olan Y için X'in gerekli olup olmadığını ölçer. Bunlar iki ayrı niceliktir. Geriye dönük atıf ikinci soruyu, ileriye dönük tahmin birinciyi sorar; cevaplar ancak özel bir dünyada birlikte yol alır: her durumun tam olarak bir ardılı ve tam olarak bir öncülü olduğu, her ana tek bir geçmiş ile tek bir geleceğin ip üstündeki boncuklar gibi dizildiği bir makinede. Tanım bize böyle bir dünya vaat etmedi. Geriye dönük doğrulanmış bir anlatı, hiçbir bedel ödemeden ileri okunduğunda, biz o dünyayı sessizce varsaymış oluyoruz. Ve gerçekten önemsediğimiz sistemlerin çoğunda bu varsayım yanlıştır.
Ağaç
Neyin kırıldığını görmenin en basit yolu bir ağaca bakmaktır.
Bir yapraktan başlayıp gövdeye doğru geriye izleyin. Tek bir olası yol elde edersiniz. Aşağıdan karşılaştığınız her çatalda, hangi büyük daldan geldiğiniz konusunda belirsizlik yoktur; geometri sizin yerinize karar verir. Ve geriye dönük karşı-olgusal kusursuz işler: bu büyük dal var olmasaydı, bu yaprak da var olmazdı. Yaprakta dururken nedensellik, ders kitabının vaat ettiği şeyin tam olarak kendisidir.
Şimdi yolculuğu tersine çevirin. Gövdeden başlayın. Odun hemen bölünür, sonra yine bölünür. Bu gövde varsa şu belirli yaprak da olmalıdır biçiminde bir önerme yoktur. Gövde yapraklarını bilmez. Dallanmanın açılabileceği bin başka yol vardı; aynı gövdenin taşıyabileceği bin başka taç.
İki yön birbirinin aynadaki görüntüsü değildir. Geriye izlemek bir koridorda yürümektir; ileriye izlemek ise açık kapılar salonunda durmaktır.
Şimdi iki işleme isim vereyim, çünkü serinin geri kalanı bu isimlere yaslanacak. Geriye dönük (retrospective) nedensellik, gerçekleşmiş bir sonuçtan geriye izlenerek kurulan nedensel hikâyedir. İleriye dönük (prospective) nedensellik ise, bu koşullar verildiğinde şu sonucun geleceği yönündeki ileri iddiadır. Ders kitabı tanımı bunları tek bir ilişkinin iki yönde okunuşu sayar. Ağaç ise başka bir şey söyler: bunlar farklı garantileri olan farklı işlemlerdir ve yalnızca özel bir dünyada — durumları bire bir eşleyen, hiç açık kapı bırakmayan bir dünyada — aynı şeye indirgenirler.
Gerçek dünya ne zaman ağaç gibi dallanır? Sistem determinist olmadığında, ya da çok daha sık rastlandığı üzere sistem açık olduğunda: etrafına çizdiğimiz sınırın dışındaki şeylerden etkilendiğinde. Bunu serinin ilerleyen bölümlerinde kesinleştireceğim, çünkü sınırı nereye çizdiğimiz sorusu göründüğünden çok daha fazla ağırlık taşıyor. Şimdilik ağaç yeterli.
Uzmanın Konforu
Piyasaya dönelim. Diyelim akşamki açıklama şu: Apple yüzde beş yükseldi çünkü kârı beklentiyi aştı. Cömert davranalım: bu geriye dönük anlatının yüzde yüz doğru olduğunu varsayalım. Yaprağı dalına kadar izledi ve bulduğu yol gerçek.
Şimdi sınayın. Gelecek çeyrekte kârın beklentiyi aşacağını bir şekilde önceden bildiğinizi düşünün. Anlatıyı alır, ileriye dönük nedensellik olarak çevirir ve ona göre yatırım yaparsınız. Kısa sürede haddiniz bildirilir. Hisse aynı haberle düşebilir, umursamayabilir ya da haritanızda hiç bulunmayan sebeplerle hareket edebilir. İşte asıl açık edici kısım: tez tutmayınca yöntemi terk etmezsiniz. Neden tutmadığını açıklayacak yeni bir geriye dönük anlatı ararsınız — ve bulursunuz, çünkü yapraktan gövdeye giden bir yol her zaman vardır. Açıklama makinesi asla eli boş dönmez.
Bu son olgunun sessizce itiraf ettiği şeye dikkat edin. Geriye giden yol tektir, ama sizin o yol hakkındaki hikâyeniz yolun kendisi değildir. Koridoru kayıtlardan yeniden kurarız ve kayıtlar eksiktir; birbiriyle bağdaşmayan birkaç anlatı aynı hayatta kalmış delile uyabilir — her başarısızlıktan sonra taze bir anlatının hep hazır olmasının sebebi tam olarak budur. (Kayıtların neden eksik olmak zorunda olduğunun kendine ait güzel bir cevabı var; o da ayrı bir yazıyı hak ediyor.) Yani yorumcunun güveni iki kat hak edilmemiştir. İleri yön hiçbir zaman garanti değildi; tekliğin ilkece geçerli olduğu geri yönde bile, bu anlatının o yolu bulduğunun garantisi yoktur.
Böyle bir yöntem her şeyi açıklar ve hiçbir şeyi yasaklamaz. Geleceğin yapısını değil, geçmişin geometrisini tarif ediyordur. Yorumcu yalan söylemiyor. Yorumcu koridorda yürüyor ve buna açık kapılar salonunun haritası diyor.
Tarih ve Hayatta Kalanlar
Neredeyse her tarihsel nedensel anlatı geriye dönük nedenselliktir. “Tarih tekerrürden ibarettir” cümlesinin yalnızca geriye bakarken kurulmasının sebebi budur: orada örüntüler kımıldamadan durur ve seyredilmeye izin verir. Bazı insanlar tarihsel örüntülerden tahmin yürütmeyi dener. Çoğu başarısız olur; onlardan hiç haberimiz olmaz, çünkü mikrofon başarılı olan azınlığa uzatılır. Ayıklamayı hayatta kalanlar bizim yerimize yapar.
Tarihin bugüne dair hiçbir hikmeti olmadığını söylemiyorum. Geriye dönük bir anlatı, dikkatle ileri taşındığında, rastgele bir tahminden yine de daha iyi bir başlangıç noktasıdır: gelecekler uzayını budayabilir, dalları eleyebilir, salonu daraltabilir. Ama mümkünü budamak, gerçekleşeni seçmekle aynı şey değildir. Kapıları daraltmak ile kapıyı bilmek arasındaki o mesafe, tam olarak iki nedensellik arasındaki mesafedir. Bunları karıştırın; hata sabit kalmaz, katlanarak büyür — her başarısız tahmin, kendi sırası geldiğinde yine tutmayacak taze bir açıklamayla yamanır.
Teşhis
Bir nedensel iddiayla karşılaştığında tek soru: bu iddia hangi yönde kuruldu?
İşte cebinizde bırakmak istediğim tek soru: Bir nedensel iddiayla karşılaştığınızda (bir piyasa özetinde, bir tarih kitabında, bir olay sonrası değerlendirme toplantısında, kendi kafanızın içinde) sorun: bu iddia hangi yönde kuruldu?
Geriye kurulmuş iddialar ucuzdur. Yapraktan gövdeye giden bir yol her zaman vardır, dolayısıyla bir tane bulmak çok az şey kanıtlar; koridor kendi varlığını kendisi garanti eder. Her mühendislik olay incelemesi bir kök neden bulur — ve çözüm tutmadığında, bir sonraki inceleme aynı güvenle başka bir kök neden bulur. İleriye kurulmuş iddialar pahalıdır, çünkü gövde gerçekten de yapraklarını içermez. Geriye dönük nedensellikte yanlış bir şey yok. Serinin ilerleyen bölümlerinde göreceğiz ki o, belirli bir anlamda geçmişin izin verdiği tek hikâye türüdür — yeter ki ne olduğu açıkça etiketlensin ve fiyat etiketinde hâlâ “tahmin” yazarken yön çizgisinin öbür tarafına kaçırılmasın.
Ama şimdi havada asılı duran bir soru var ve en tuhafı da o. Geri yön neden tek? Geçmiş bize neden sabit tek bir koridor olarak ulaşırken gelecek kapılara doğru açılıyor? İki yönü fiziksel olarak bu kadar farklı kılan nedir? O cevap mantık değil. Fizik: geçmiş ile gelecek aynı dilde bile yazılmamıştır. Geçmiş klasiktir. Gelecek kuantum mekaniğidir.
Bir sonraki yazının konusu bu.