Bugün biraz kafamızı karıştıracak bir konudan bahsedeceğim. Evrim teorisi ve din arasında gerçekten bir çelişki var mı? Yoksa sorun başka bir yerde mi? Hemen belirteyim, bu yazıda tüm meseleyi çözmeyeceğim. Öyle bir şey için hem bilim felsefesinden, hem İslami mantıktan, hem de evrim teorisinin detaylarından bahsetmek gerekir.
Bunun yerine daha temel bir soruya odaklanacağım: Neden bu çelişki varmış gibi görünüyor? Son yıllarda neden böyle bir tepki oluşmuş?
Fil ve Körler Hikâyesi
Hepimiz o meşhur hikâyeyi biliriz. Körler bir ahıra girer, fille tanışır. Biri hortumuna dokunur “fil su hortumu gibi” der. Öbürü bacağına dokunur “hayır ağaç gibi” der. Başkası kulağına dokunur bambaşka bir şey söyler.
İşte biz de böyleyiz. Bir konuya bakarken çoğu zaman tek açıdan bakarız. Daha doğrusu, yaşadığımız çağın, kültürümüzün, hatta kendi mizacımızın bize verdiği açıdan bakarız.
Mesela 1970'lerde herkes İslam'ı kapitalizm ve komünizm ile karşılaştırıyordu. Bugün o kitaplara baktığınızda “ne gerek varmış” diyebilirsiniz. Ama o dönem için çok mantıklıydı. Çünkü insanlar o günün sorunlarıyla boğuşuyordu.
Ya da daha yakın bir örnek: Son 20–30 yılda “İslam barış dinidir” vurgusu çok arttı. Peki 1. Dünya Savaşı öncesinde böyle mi konuşulurdu? Hayır. O zamanlar bütün dünya savaşıyordu, kimsenin aklına böyle bir vurgu gelmezdi.
Her nesil, hakikati kendi çağının gözlüğüyle görüyor.
Kutsaldan Bahsetmek Kutsallık Değildir
İkinci önemli nokta şu: Kur'an'dan bahseden her şey Kur'an gibi değildir. Bir tefsir kitabı okuduğunuzda, o kitaptaki her şey Kur'an ayeti değildir.
Mesela Fahrettin Râzî'nin meşhur tefsirinde “dünyanın dönmesi mümkün değildir” diye bir açıklama var. Dönemin tipik itiraz mantığı şuna benzer: Eğer dünya dönüyor olsaydı, zıplayan bir insan yere farklı bir noktada düşerdi — çünkü o sırada zemin de yer değiştirmiş olurdu.
Bugün “ama eylemsizlik prensibi!” diye düşünüyoruz. Ama o dönemde böyle bir bilgi yoktu. Adam mantıklı olanı yazmış.
Peki bu ne demek? Tefsir yazan zatın Kur'an yorumları, ayetin kendisi kadar doğru değildir.
Bediüzzaman'ın eserlerinde “esir maddesi”nden bahsedilir. Çünkü o dönemin fiziğinde ışığın boşlukta iletilmesi için “esir” diye bir madde varsayılıyordu. Sonra deneylerle bunun gerekli olmadığı anlaşıldı.
Ben bazı insanların şöyle dediğini duydum: “Madem Bediüzzaman esirden bahsetmiş, demek ki esir vardır!”
Hayır arkadaşım, hayır. Bediüzzaman Allah'ın kudretini anlatmak için o günün biliminden örnek vermiş. Bu çok normal. Ben şimdi kuantum fiziğinden örnek verirsem, 100 yıl sonra o teoriler değişse, benim verdiğim örnek de hatalı olacak. Ama bu, benim anlatmak istediğim hakikati değiştirmez.
Kafamızdaki Resimler
Üçüncü mevzu biraz daha derin. İnsanlar metinleri okurken kafalarında resimler oluşturur. Ve bu resimleri gerçeğin ta kendisi sanırlar.
“Allah canlıları sudan yarattı” ayetini duyunca ne anlıyorsunuz? Belki suyun hayat için önemini, belki ilk canlıların denizde ortaya çıkmasını.
Ama “Allah insanı topraktan yarattı” deyince? Ah, orada hemen kafamızda bir resim belirir: Çömlekçi gibi çamuru alıp şekil veriyor, sonra can veriyor.
اَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ
“…her canlı şeyi sudan yarattık.” Bu ifade kafamızda dirençsiz bir resim kurmaz — suyun hayattaki yerini düşünürüz, o kadar.
وَمِنْ اٰيَاتِهٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ
“Sizi topraktan yaratması…” Aynı yapıdaki bu ifade ise anında bir resim çağırır: çamuru alıp şekil veren bir el. Fark ayette değil, bizde.
Peki bu resim kesinlikle o mu demek? Belki insanların çömlekçilik yaptıkları bir dönemde yaşadıkları için böyle anlatılmıştır. Belki çok daha derin bir anlam vardır.
Sorun şu: Bir metni okuyunca kafamızda oluşan resim ile metnin kendisini karıştırıyoruz.
“Çocuklarınız 7 yaşına itibaren namazı öğretin, istikrarını sağlamaya çalışın ve namaza başladıktan sonra onları bir daha dövmeyin.” Fakat aynı hadisi, aynı metinde başka bir insan o resim çerçevesinde 7 yaşında bir çocuğa namazı emredin ve kılmıyorsa dövün. Veya daha da ötesi, namazı emredin ve döve döve kıldırın diye anlıyor ve kafasında öyle bir resim canlanıyor.
Bir metni okuyunca kafamızda oluşan resim ile metnin kendisini karıştırıyoruz.
Teorilere Taraf Tutarak Bakmak
Son maddem en kritik: İnsanlar teorileri genelde doğru mu yanlış mı diye değil, hangi amaca hizmet ediyor diye değerlendirirler.
Mesela biri çıkıp “kadınlar özgür bireydir, o yüzden özgür cinsel yaşam hakkı vardır” dese, karşı çıkan kişi genelde şöyle der: “Hayır, kadınlar özgür mözgür değil!”
Ama doğru cevap şu olmalı: “Evet, kadınlar özgürdür ama bu senin dediğin şeyi gerektirmez.”
Evrim konusunda da ateist birileri çıkıp “bak canlılar evrimleşmiş, o hâlde Allah yaratmamıştır” deyince ona verilecek cevap “hayır, kesinlikle evrim yoktur” değildir. Doğru yaklaşım şudur: “evet, canlılar evrimleşmiş görünüyor ve bu bize Allah'ın canlıları evrim ile yarattığını gösteriyor”.
Big Bang ve Evrim: İlginç Bir Çelişki
Şimdi gelelim asıl konuya. Big Bang teorisini bilirsiniz: Kâinat tek bir noktaydı, bir anda var oldu, genişlemeye devam ediyor.
Evrim teorisi de benzer: İlk basit canlı vardı, zaman içinde daha kompleks canlılar oluştu.
İki teori de “tek noktadan başlayıp gelişme” diyor. Ama ilginç olan şu:
Neden? Çünkü insanlar teorilerin doğruluğuna değil, neye hizmet ettiklerine bakıyorlar.
Klasik ateist (materyalist) düşünce şöyle diyordu: “Evren ezelîdir, hep vardı. O yüzden yaratıcıya gerek yok.”
Big Bang çıkınca bu bozuldu. “Başlangıç var” demek “yaratıcı var” demekti. O yüzden ateistler karşı çıktı. Big Bang teorisini ilk öne süren Georges Lemaître bir papazdı!
Evrim teorisi ise inananları rahatsız etti. Çünkü insanların zihninde büyük ölçüde Eski Ahit'ten gelen resimlerle çelişiyordu. “Allah çamuru aldı, şekil verdi” resmi vardı kafada. Evrim farklı bir şey anlatıyordu.
Peki Ne Yapmalıyız?
Birkaç basit ama önemli ilke:
1. Okuduğumuz her şey mutlak gerçek değildir. Tefsir Kur'an değildir. Yorumdur.
2. Kafamızdaki resimler, gerçeğin kendisi değildir. Metni anlamamıza yardımcı olur ama bizi kısıtlar da.
3. Teorileri tarafsız değerlendirmeye çalışalım. “Bu teoriye kim sahip çıkıyor” değil, “bu teori ne diyor ve doğru mu” diye bakalım.
4. Çağımızın gözlüğünün farkında olalım. Biz de tek açıdan bakıyoruz. Ama en azından bunun farkında olabiliriz.
Sonuç olarak: Evrim teorisi ile İslam arasındaki çelişki belki de düşündüğümüz kadar büyük değil. Belki sorun, kafamızdaki eski resimlerle yeni bilgileri uzlaştıramamamız. Belki sorun, teorilere saf bir gözle değil, taraf tutarak bakmamız.
Hakikati aramak kolay değil. Ama en azından engellerin ne olduğunu bilmek, yolun yarısını almak demektir.