بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Fâtiha'nın ilk âyeti aynı zamanda Kur'an'ın 113 sûresinin açılışıdır. Sekiz asırlık bir yorum zinciri, üç kelimelik bu cümlenin altında çok katmanlı bir mimari bulur.
Kur'an'ın 114 sûresinden 113'ü besmeleyle açılır — istisna Tevbe sûresidir. Tevbe 9:1 doğrudan "Berâetün mine'llâhi ve Rasûlihi..." ile başlar, önünde besmele yoktur.
Besmele başka hiçbir yerde bağımsız bir açılış formülü olmanın dışına çıkmaz — tek istisna Neml 27:30'dur: Süleyman'ın Sebe' Melikesi'ne gönderdiği mektup "O, Süleyman'dandır ve o, 'Bismillahirrahmanirrahim...' diye başlar" ifadesiyle aktarılır — besmele burada bizzat âyet metninin içine yerleşmiştir.
Risâle-i Nur'un açılış risalesi olan Birinci Söz, besmelenin "her hayrın başı" olduğunu iki ayrı temsille anlatır — biri bir yolculuk, diğeri bir otorite meselesi üzerinedir.
Risale, bir çölde yolculuk eden iki adamı anlatır: biri alçakgönüllü, diğeri kibirli. Alçakgönüllü olan güçlü bir kabile reisinin adını ve himayesini üstlenir; bu sayede tehlikeli yerlerden emniyetle geçer, bir haydutla karşılaştığında yalnızca o reisin adını anmakla korunur, kuyularda ve geçitlerde saygıyla karşılanır. Kibirli olan ise reisin adını almayı reddeder; bütün yolculuğu boyunca tarifsiz belalar çeker, sürekli titrer, dilenmek zorunda kalır, hem hor hem rezil bir duruma düşer.
İkinci bir temsilde Risale, tek başına ve yalnız kendi gücüyle hareket eden bir adamla, bir devlet/otorite adına görev yapan bir adamı karşılaştırır: kendi adına davrananın etki alanı çok sınırlıdır ve halka bir şeyi zorla yaptırmakta güçlük çeker; devlet adına, o otoriteye dayanarak hareket eden ise geniş bir yetkiyle iş görür, herkes ona itaat eder, tek başına yapamayacağı işleri kolaylıkla başarır. Yazar bunu bütün varlık âlemine uygular: hiçbir mahlûk kendi başına yeterli değildir, her şey Allah'ın emriyle iş görür.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Birinci Söz.
Fenârî, besmeleden önce istiâzeyi ele alır, ardından besmeleyi dört ayrı eksende inceler: kelime tahlili, harf sembolizmi, âyet-sayılma tartışması ve namazla ilişkisi.
Fenârî "racîm"i yalnızca "kovulmuş" değil, göğe yükselmeye her kalkıştığında meleklerce taşlanan, insanı sürekli belaya sürükleyen bir varlık olarak geniş tanımlar. İstiâze çekmenin hükmünde ise cumhurun görüşünün vacip olmadığı yönünde olduğunu, bazı âlimlerin kıraat sırasında vacip saydığını, bir başka görüşe göre ise en azından ömürde bir kez çekilmesinin gerekli olduğunu aktarır.
Fenârî, istiâzedeki "bâ" ile besmeledeki "bâ"yı ayırır: ilki şeytanı def eden bir "kahr bâ'sı", ikincisi kulu Rabbine yaklaştıran bir "vasıl bâ'sı"dır. Harfin yazılışını ve altındaki noktayı tevazu sembolü sayar; bir harf-i cer olarak Allah lafzıyla Rahmân ismini birbirine bağladığını, dudak harfi olması dolayısıyla kulların Elest Bezmi'nde verdiği "belâ" cevabındaki ilk harfle özdeşleştiğini belirtir — tek harften İsim, Zât, Celâl ve Cemâl'e uzanan dört katmanlı bir işaret çıkarır.
Fenârî'nin naklettiği ağırlıklı görüşe göre besmele müstakil bir âyettir, fakat ne Fâtiha'nın ne başka bir sûrenin ilk âyetidir — sûreleri ayırmak ve bereket için Kur'an'a yerleştirilmiştir. Peygamber'in Fâtiha'yı "yedi âyet" diye nitelemesiyle ilgili somut bir hesaplama farkı da aktarır: besmele âyet sayılırsa sûrenin birinci âyeti odur; sayılmazsa yedi sayısını tutturmak için altıncı âyetin sonu ile yedinci âyet ayrı ikiye bölünür.
Fenârî, "Namaz mü'minin mi'racıdır" hadisini Eûzü-Besmele ikilisine bağlar: namazın zâhiri, kulun bedenen dünyaya sırt çevirip Allah'a yönelmesi; bâtını ise önce şeytandan sığınıp (Eûzü) sonra en kapsamlı isimle (Allah) O'na tam teslim olmaktır (Besmele). Rekâtların tekrarı bu teslimiyeti pekiştirir. Kitabın kapanışında bu çerçeve sûrenin tamamına, onu bir "ayna" olarak sunacak şekilde genişletilir.
Molla Fenârî, Aynü'l-A'yân (İhtisar-Tercüme: Ali Akpınar), s.61, 65-66, 68-69, 72-73, 166-189.
Gündoğar'ın karşılaştırmalı incelemesine göre iki âlim de Fâtiha'nın besmeleyle açılışını, sûrenin geri kalanına bir çerçeve olarak okur; makalenin genel sonucu, aralarındaki farkın bir yöntem ayrılığından çok üslup farkından ibaret olduğudur: "Farklı kelam ekollerine mensup olan İmam Mâtürîdî ve Fahreddin er-Râzî, Fâtiha'nın tefsirinde önemli oranda benzer yorumlarda bulunmuşlardır."
Mâtürîdî, besmelenin Kur'an'dan bağımsız bir âyet olduğunu (fakat Fâtiha'nın kendi âyet sayısına dahil olmadığını) bir hadisle temellendirir: Peygamber, Übey b. Ka'b'a "Süleyman'dan önce hiç kimseye verilmeyen bir sûre öğreteceğim" der, sonra "Kur'an hangi âyetle başlar?" diye sorar; Übey "Bismillahirrahmanirrahim" cevabını verince Peygamber "İşte sözünü ettiğim âyet budur" buyurur. Mâtürîdî'ye göre bu, hem besmelenin gerçekten bir âyet olduğunu hem de onun sûrenin kendisinden ayrı, Kur'an'ın anahtarı konumunda bağımsız bir âyet olduğunu kanıtlar — aksi halde Peygamber Übey'e sadece bir âyet değil, yüz küsur âyetlik koca bir sûre öğretmiş olurdu.
Mâtürîdî ikinci bir delil olarak bir kutsî hadis nakleder: Allah, namazı (Fâtiha'yı) kendisiyle kul arasında ikiye böldüğünü, kul "Elhamdülillah...mâliki yevmi'd-dîn"i (üç âyet) okuyunca ilk yarının Kendisine ait olduğunu, "ihdinâ"dan sonuna kadar olan kısmın ise kula ait olduğunu bildirir. Mâtürîdî bu taksimden, sûrenin ancak besmele sayılmadan ikiye bölünebileceği sonucunu çıkarır — aritmetik, besmelenin Fâtiha'nın yedi âyetinden biri olmadığını doğrular.
Râzî'nin naklettiğine göre İmam Şâfiî, besmelenin bizzat Fâtiha'nın ilk âyeti olduğunu ve namazda sûreyle birlikte okunmasının farz olduğunu söyler — Zemahşerî de Mekke ve Kûfe kıraat imamlarına dayanarak besmelenin HER sûrenin başında müstakil bir âyet olduğunu, kanıt olarak da ilk Müslümanların mushafa yalnızca Kur'an'dan olan şeyi yazdıklarını ("âmîn" gibi Kur'an dışı ifadeleri hiç yazmadıklarını) gösterir. Buna karşılık İmam Mâlik ve Evzâî, Neml sûresindeki istisna dışında, besmelenin hiçbir sûrenin başında âyet olmadığı görüşündedir.
Mâtürîdî, Te'vîlâtü'l-Kur'ân (Çev. Bekir Topaloğlu), 1/31-32; Zemahşerî, el-Keşşâf, s.25; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu'l-Ğayb, I/277 — Gündoğar (2017), s.10-11, 25.